Sosyal, siyasal, ekonomik , kültür , Teknoloji, bilişim, Spor ve mizah alanlarındaki gelişim ve değişime katkı boyutunda politikalar tekniği ile yaklaşmak adına TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU oluşturmak..

KIYI YASASI KIYI KASASI

24/9/2009 ·

KIYILARIMIZA KIYACAK YENİ “TORBA YASASI”

      

        

         TBMM'nin açılmasıyla birlikte; 6 AKP'li milletvekili tarafından hazırlanan tasarıyla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'na bir hüküm eklenerek planlanan  yeni bir  "torba yasa" tasarısıyla  kıyılardaki tüm belediyelerin imar planlama ve uygulama yetkilerinin gasp edilmek istenmektedir. Bu düzenlemeye göre; alınacak kararların "il düzeyinde" güvenceye alınması için de Bayındırlık Bakanlığı'nın yetkileri il müdürlüklerine devrediliyor.

         Değişikliğe göre, kültür ve turizmi koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde kıyıda ve sahil şeridinde kalan yerler belediyenin yetki alanından çıkartılıyor. Yani; 12 Eylül generallerinin imzasını taşıyan yasa, iptal edilmek yerine genişletiliyor. Ruhsat işlemlerini iktidar kadrolarına bağlayan değişiklik önerisinde kıyı illeri milletvekillerinden hiçbirinin imzasının olmaması da dikkat çekiyor. Yerel seçimlerde "muhalefet" partilerinin adayları seçilen kıyı belediyelerimizdeki imar yetkilerine "iktidar" tarafından el konuluyor.



         Aslında bir "12 Eylül" ürünü olan ve parlamentonun yok edildiği 1980-82 döneminde "darbeci generaller"in imzasıyla yürürlüğe sokulan 2634 sayılı yasayı iptal etmek yerine daha da genişletmenin, "demokratik açılım süreci"yle eşzamanlı olması dikkat çekiyor.
        

         Ancak imar politikalarında kıyı ve çevre yağmasına düşkünlükleri doruğa çıkanlar, 12 Eylül yasalarına da dört elle sarılmış görünüyorlar.

        

         Sayın Oktay Ekinci’nin 19/09/2009 günkü bu haberine göre, 12 Eylül 1980 ürünü olan ve kıyıları yağmaya açan  2634 sayılı yasa yetkisi daha da genişletilmektedir. Kıyılarımıza kıyacak olan bu yasadan ve yasa koyuculardan korunmanın projelerini yasama ile yaşama geçirmemiz gerekir....

 

         İşte o öneriler:

        
         Kıyılarımızın çoğu, kıyı yapılaşmaları adına sistemsiz, sağlıksız, talana yönelik yaklaşımlarla yok edilmektedir. Bir zamanların yeşil ile maviye doygun kıyı kentleri, bugün yeşilden yoksun İç Anadolu kentlerine dönüşmüş durumda. Kültür yetmezliği, bilinçsiz kıyı yapılaşmasını ve yatırımlarını alabildiğine yoğunlaştırdığı için, kıyı kentleri görünümleriyle tükenmişliği yaşıyor. Genelde işadamı görünümündeki saldırganlar koy ve kıyı adacıklarını ya satın almışlar, ya da kırk dokuz yıllığına kiralamış durumdalar. 1982 Anayasası'nın 43. maddesi; 'kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır' der. Medeni Kanun 641. maddesinde; 'menfaatı umuma ait suların, devletin hüküm tasarrufu altında olduğunu' söyler. 912. maddesinde ise; 'kamunun kullanımına tahsis edilen bu tür taşınmazların tescile tabi olamayacağı ve kimsenin özel mülkiyetinde bulunamayacağı' belirtilmektedir.
        

         Kıyı kanunları:
        

         Yukarıda değinilen yasal yaptırımlara karşın, ülkemiz kıyılarının tüm kesimlerinde aynı yok oluş süreci yaşatılmaktadır. Örneğin; Marmaris Kızılkum Koyu ve Göcek Koyu çevresindeki adacıklar, yine Marmaris Kumlubük Koyu'ndaki ormanlık alan vb. özel girişimciler tarafından girişim adına satın alınmakta veya kiralanarak kapatılabilmektedir. Veya Marmaris Amos Koyu'ndaki antik harabeler, yani tarihi sit alanları kooperatifleşme adına kıyı yapılaşmasına 'Kamu Yararı İlkesi' çiğnenerek açılmakta ve kamudan soyutlanabilmektedir.
         Kıyılarımızda yaşanan yağmanın her geçen gün boyutunu artırması, güçlü ve kararlı bir 'kıyı kanunu' olmayışından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde 1972'den bu yana kıyı kanunları yapılmış, fakat ne hikmetse her yeni kanun sonrası, yeni bir kanun, ya da kanun hükmünde kararnameye gereksinme duyulmuş.
         Deniz ve kıyı şeritlerinde plan ve yapılaşmaya ilişkin yasal önlemler, Medeni Kanun dışında 11.7.1972 tarih ve 1605 sayılı Kanun ve 6785 sayılı Kanun'a eklenen Ek 7. madde ile gündeme getirilmiştir. Daha sonra deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyılarıyla ilgili hükümlerinin tek bir kanunda düzenlenmesi gerektiğine dair Anayasa hükmü 27 Kasım 1984 tarihli ve 3086 sayılı kıyı kanunu ile geçekleştirilmiştir. Bu bağlamda çeşitli yaptırım, 3086 sayılı 'Kıyı Kanunu' özünde oluşturulup, gelecek nesillerin de kıyılardan ve onun doğal güzelliklerinden yararlanma olanağı ve koşulları belirlenerek 'Eşit Yararlanma İlkesi' getirilmeye çalışılmıştır. Fakat bu yasa 10 Temmuz 1986 yılında Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiştir.
         1986 yılında iptal edilen 3086 sayılı Kıyı Kanunu, 4.4.1990 tarihinde 3621 sayılı yeni 'Kıyı Kanunu' olarak 17.4.1990 tarihinde yürürlüğe kondu. 3621 sayılı yeni kıyı kanunu da, kıyı kanununda değişiklik yapılması gerekçesi ile kısmen iptal edilerek, 11.7.1992 tarihinde '3830 sayılı Kanun' olarak yürürlüğe kondu. Kısacası 11.7.1972 tarihinden bu yana onlarca yasa ve bu yasalara düzenlemeler getiren yönetmelikler yayımlandı.
         Kıyılarımızı koruyacak 'kıyı kanunları'nı bir türlü yaptırım erkine kavuşturamamışız. Örneğin 3830 sayılı Kıyı Kanunu'nun 2. maddesi ile 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. maddesine eklenen fıkralarla yeni uygulamalar / yaptırımlar gündeme getirilmiş. Özellikle bu iki kanunun 2. ve 5. maddesine eklenen 'e' fıkrasında "Sahil şeridine yapılacak yapıların kullanımı amacına bağlı olarak, yapım koşulları yönetmelikle belirleneceği" ibaresi getirilmiş. (Bu ibare keyfiyete potansiyel olacak esneklikler taşımaktadır). 'f' fıkrasında ise; "Geçici madde ile kısmen ve tamamen yapılaşmamış alanlarla ilgili 'imar planı revizyonları’nın bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren (1) yıl içinde tamamlanacağı" hükmü belirlenmiştir. Belirlenen bu ve benzeri hükümler kıyılarımızdaki çarpıklıkları daha da yoğunlaştırmıştır. Çünkü hâlâ alanların imar revizyonları hazırlık aşamasına bile konamamış durumda.
         (F) fıkrasındaki 'Kısmen veya tamamen yapılaşmayan alanlar' ile ilgili uygulamaya açıklık getirmek amacıyla, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca 6.8.1992 tarih ve 15256 sayılı genelge yayımlanmıştır. Genelgede 3830 sayılı Kıyı Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarih olan 11.7.1992 tarihine dek en az subasman seviyesine gelmiş yapıların, daha önceki plan ve mevzuata ve ruhsatına göre kazanılmış hakları olduğu belirtilerek bu tür imar adalarında, plan ve revizyonu ve yeni sahil şeridi belirlenmesi gereği olmadığı vurgulanmaktadır. Geçerliliğin, kısmi yapılaşma bulunmayan imar adalar için olduğu, ancak bu adalarda 3621-3830 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca plan revizyonu yapılacağı söylenmektedir. Yasa bu işlevi bence, kıyıyı değil, kıyakçılığı korumaya alma niteliğinde adeta.
         Kıyı Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair 3830'a göre; 100 metrelik sahil şeridinin ilk 50 metrelik alanlarda, yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçlı kullanılacağı, ikinci 50 metrelik alanlarda, konaklama hariç günübirlik turizm yapı tesisler ve yapıları yapımı ile, sahil şeritlerinin kamu yararına yönelik kullanım amaçlanmıştır. Yasa bu şekliyle yeterli bir yatırım erkine sahip. Burada dikkati çeken olgu, kıyı kenar çizgisinin tespitinin 'komisyonlarca yapılacağı koşulu'dur. 'Turizm merkezi' kavramı, 12 Mart 1982'de '12 Eylül Hükümeti' tarafından yürürlüğe konan 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu ile gündeme geldi. Turizm merkezi olgusu 2634 sayılı yasanın 3. maddesinde şöyle tanımlanmaktadır: "Yeri, mevkii ve sınırlar Turizm Bakanlığı'nın önerisi, Bakanlar Kurulu kararıyla tespit olunan ve ilan edilen, turizm yönünden önem taşıyan yerler..."
         Buradaki yaklaşımla; yürürlükteki mevcut yasalarda ve imar planlarında öngörülen, imar ve yapılaşmayla ilgili kurallar bir anlamda 'geçersiz' kılınıp, yetkiler Turizm Bakanlığı'na devredilerek, ayrıcalıklı imar olanaklarına yasal dayanak sağlanmıştır. Turizm Teşvik Kanunu'nun 7. maddesi 'turizm merkezlerindeki' imar kararlarının Turizm Bakanlığı'na verilmesini olanak sağlayan hükümler içeren maddedir. Aynı zamanda 8. madde, kamuya ait araziler ve orman alanlarının turizm merkezi uygulamasına olanak tanımaktadır. Turizm merkezlerinin imar dışındaki ayrıcalığı ise yasada bu yerlere altyapı hizmetlerinin de devlet tarafından öncelikle götürülmesi hükmünün olmasıdır (9/a maddesi). Bunun yanı sıra 'turizm kredileri' ilgili yasadaki 14/a maddesi, "Turizm kredileri, öncelikle turizm alanları ve merkezlerinde yapılacak yatırımlara tahsis edilir..." hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi, özel imar hakkı, altyapı önceliği ve kredi olanakları ile donatılan turizm merkezleri ayrıca 'yer seçimi' konusunda da 'imkân' sağlayan yasal kurallara bağlanmış. Yatırımcıların talebi dikkate alınarak, özel ya da kamu arazilerinin Turizm Bakanlığı'nca 'turizm merkezi' ilan edilmesi, en fazla dikkate çeken olgudur.
         Turizm Teşvik Yasası'nın, 12 Mart 1982'de yürürlüğe girdiğini ve uygulamanın
ANAP iktidarı (1983) döneminde başladığını biliyoruz. İşte bu dönemde başlamak üzere 1997 yılına dek geçen 14 yılda toplam '20 milyon metrekare yüzölçümü' bulan, çoğunluğu orman ve kıyı arazisi olmak üzere 296 kamu arazisi girişimcilerin dayatmaları doğrultusunda 'girişimcilere' tahsis edildi. Bu yağmadan en fazla pay alan girişimcilerin yüzde 15'ini turizmci, yüzde 65'inin inşaatçı olması, olgunun rant amacına yönelik olmasının somut göstergesidir. Bu nedenle bu yağma olayında; Turizm Bakanlığı'nın, Kültür Bakanlığı'nın, Orman Bakanlığı'nın, Çevre Bakanlığı'nın, Bayındırlık Bakanlığı'nın ve İçişleri Bakanlığı'nın yanıtlaması gereken bir dizi sorular vardır.
         Kıyılarımızın yok olma süreci durdurulmak isteniyorsa, öncelikle aşağıdaki olgular yaşama geçirilmelidir.
         Yöre halkına, doğa bilinci verilerek örgütlenme duyarlılığı kazandırılmalıdır.
         Yağma kültürünü kurumsallaştıran başta Turizm Teşvik Yasası olmak üzere 'çıkara özel' yasa ve yasa hükmündeki kararnameler değiştirilmelidir.
         Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları siyasal baskılardan kurtarılmalıdır. Su havzalarındaki doğal dokunun korunması için alınan SİT kararları, yürürlüğe konmalıdır. Anıtlar Yüksek Kurulu, Koruma ve Çevre Koruma Dairesi gibi kurumların oluşturacağı ortak komisyon kararları gündemde olmalıdır.
         Çevre ve Kültür Bakanlığı ve sivil toplum örgütleri, ilgili meslek odaları (TMMOB) ortak etkinlikler düzenleyerek yağmacı arabesk anlayışa karşı tavırlar geliştirilmelidir(Yatırım adıyla talan. 16 Eylül 1998. Şevket Çorbacıoğlu: Türk Mühendisler Birliği Genel Başkanı)

 

http://www.radikal.com.tr/1998/09/16/yorum/01yat.html

 

http://www.dunyagazetesi.com.tr/haberArsiv.asp?id=52832

 

 

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU

Teknopolitikalar Platformu

         evesbere@mynet.com

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır