KENE PAZARLAYAN DOLAR DOSTU DOĞA DÜŞMANI

2009-04-24 13:07:00

KENE PAZARLAYAN KENE VE BİR GSM MESAJI

              

 

          İki Hab(er) çıktı meydane ikisi de birbirinden merdane:

 

       Biri yazılı ve görsel basından: “Kene`yi şirketi için pazarlamış.        İstanbul`da iki kenede virüs buldum` açıklaması yapan ziraat mühendisi Derya Ulaşlıoğlu`nun, zirai ilaç firması Vera Pest`in sahibi olduğu ortaya çıktı. Prof. Karaer, `Spekülatörler önce virüslü kene korkusu yayıp sonra da kendi şirketlerini adres gösteriyorlar` dedi.”

 

          Diğeri GSM’den: Doğanızı korumak için bir adım da siz atın. Kağit fatura kullanmamak için e-posta adresinizi 3008’e SMS ile gönderini e-fatura aboneliğinizi başlatın..”

       Sizi bilmem ama, benim için iki haber de birbirinden merdane. Çünkü ikisi de  silindir gibi ezip geçecek güçte mesaj yüklü.

       Birincisi üzerinde fazla yorum yapmak istemiyorum. Şu kadarını söyleyeyim ki; Eğer doğru ise, Kene pazarlamacısı benim için ‘kanlı terör örgütü’ kadar tehlikeli…

       Hep siyasileri ve iktidarları karalarız. Öyle ki; aynada kendimizi görsek “Şuna bak, bu yalanla beslenen adam da siyasetçiyim diye geziyor” diyecek kadar siyasetçi karşıtı paranoyak duruşlar sergileriz. Bilmem, belki de; siyaseti beceremediğimizden, bel ki de çok isteyip yer bulamadığımızdan, bel ki de haklı olduğumuzdan..İşte bu küçük  siyaset dünyamızda kurguladığımız en kötü siyasetçiden de tehlikeli benim için, kene pazarlamacısı..

 

       Ben asıl cep telefonuma gelen mesaj üzerinde durmak istiyorum.

       Doğanızı korumak için ‘e-fatura’ aboneliğinizle bir adım da siz atın.       Yani ‘kağıt faturalarla ormanlarımızın yok olmasının önüne geçin’ demek istiyor…Hiç de samimi bir ileti değil. Değil, çünkü amaç, herkesin bildiği gibi yeşil orman değil, yeşil dolar…

 

       Kene pazarlama ve e-fatura, geçen yılın bir haberini çağrıştırdı bende:

      “Orman Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kurtulmuşlu: ‘Buradaki (Antalya'daki) yangın bölgede atom bombası etkisi yarattı… Yangının bir tek iyi tarafı, bu ormanlarda kene kalmadı’ açıklamasını yaptı.”

       Ağustos 2008’deki bu haber sonrası; ‘ Bilgi sayarımın başına oturmuşum, oturmuşum da bir türkü tutturmuşum’ Ağustosun 6. günü..Anlayacağınız şunları yazmışım:

 

      Bu açıklamaları duyan herkes şoke olmuştur. Elbetteki ben de aynı şoku yaşadım. Ve her zamanki gibi içsel bir serzenişte bulundum “Yarab, ülkemi kimler yönetiyor??!!”

      Asıl beni şoke eden sayın yetkilinin görüntüsü “Yüreğimiz yanıyor, doğası ve doğanıyla bir kıyamet yaşıyoruz, adam kurtarma ekibini karşısına almış tekmil dizilişi tokalaşıyor, yani yangınlarda karşılama töreni adeta.. Ben sayın Bakandan olsam, buna hiç bakmam alırım görevden..”

      Keneler kalmadı söylemi; terörist için orman yakmaları aklıma getirdi..

“ Kene için mi, terörist için mi orman yakmak doğrudur?!” derseniz, “Hiçbir koşulda orman yakmam, çünkü ormanı yakmak ülkeyi yakmaktır.. Kendimizi yakmaktır..”
      Bir başka, fakat çok daha ilginç bir anektoduma yer vermek istiyorum:
      Köy Hizmetleri Diyarbakır Bölge Müdürlüğü yaptığım dönemde Silvan’ın bir köyünü ziyaretimde “Yanı başınızda su var, neden ağaç dikmiyorsunuz?” diye sordum, köyün yetkilisine. Köyün yetkilisinin “Müdürüm ağaç dikmek, düşmana siper kazandırmahtır, düşmanlarımız çohtur” yanıtı, inanın yanımdaki yöre insanı meslektaşlarımı utandırmış, yarım dakikalık bir sessiz atmosfer yaşamıştık.. Ağa için Ağaç hiç önemli değil, çünkü Ağa aç değil, Ağaç da, aç da o’nu pek ilgilendirmiyor..

      31 Temmuz’da başlayan Akdeniz yangınıyla binlerce hektar alan yandı. Çoğu insanımız hektar’ın ne olduğunu bilmiyor. Bir hektar; 10 bin metrekarelik bir alanı içerir. Son yangınlarda 5 bin hektarlık alan yok olduğuna göre, hesap edin ne kadar ülke ormanının, dahası ülkenin yok olduğuna… Keneler yanmış. Ne kenesi kardeşim, yanan kene değil, yakan kene. Bu ülke bu kenelerden kurtarılmadığı sürece daha çok yanacağız. Belki de bu keneler bizi tüketecek!!!

      Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye'de 1983 yılından bu yana yaklaşık 47 bin orman yangını çıktığını açıkladı. Peki bu yangınlarda alevler ne kadar ormanı yok etti? Bu yangınlarda 296 bin hektara yakın orman alanı zarar gördü. Buna son 5 bin hektar yok oluşu da eklediğinizde, ne denli bir evrensel tehlike ile iç-içe olduğumuzu görürüz..

      Zorunlu olarak 24/03/2008 tarihinde yazdığım yazımı güncelliyorum:

      “Doğa Konseyi Kurulmalıdır”
      Doğana (insana) olduğu kadar doğaya da duyarlı olmak evrensel bir gerçek. İki olgunun birbirini tümleyerek yaşamın evrenselliğini oluşturduğunu vurgulamak istiyorum.

      Vahap Munyar’ı öncellikle: “Beş fidan dikmeyene evlilik cüzdanı verilmesin(28 temmuz 2006)” vurgusundaki doğa duyarlılığından ötürü sevinmiş ve kutlamıştım. Çünkü; o’nun duyarlılığı; Dünya gazetesinde ve 26/08/2002 tarihli ‘Sistem İnşaat Haber Dergisi’nde ve yazdığım benzer bir yazımı tekrar ediyordu adeta. Çünkü aynı şeyleri söylüyorduk.

      Ben burada ülkemizin açmazlarından olan bir başka konuya değinmek istiyorum:

      “Daha yeşil bir Türkiye kampanyası”nın destekleyen daha detay önerilerimi tekrar etmek istiyorum.

      Tekrar etmek istiyorum, çünkü evlilik cüzdanlarının fidansız olarak dağıtıldığını gözlemliyorum:. Yanı “Beş fidan dikmeyene evlilik cüzdanı yok” sloganının unutulduğunu:

      1-Her Meslek Odası ve STO’leri tüzüklerine ‘Daha Yeşil Türkiye’ duyarlılığıyla ilgili bir madde ekleyerek; kuruluş yıldönümlerinde “Ağaçlandırma Etkinlikleri’ düzenlemelidirler.

      Ayrıca Meslek Odalarında, özellikle Orman, Çevre, Ziraat Mühendisleri ve Peyzaj Mimarları Odasında yeni üye olan Mühendis ve Mimarlara en az beş adet ağaç dikme zorunluluğu getirmelidir.

      2-Ayrıca Kamu kurumlarına atanan devlet memurlarına da, atandıkları bölgede geçerli olmak üzere ayni yaptırım getirilmelidir. Hatta özel şirket çalışanlarına da…

      3- Çevre ve Orman Bakanlıkları ve Yerel Yönetimler, Orman, Çevre, Ziraat Mühendisleri ve Peyzaj Mimarları Odasıyla, Tema Vakfı ve Doğa derneklerinin katılımında “Doğa Konseyi” kurulmalıdır ve Ekolojik dengeyi korumaya yönelik ‘Doğaya ve Doğana’ saygılı yasa düzenleme yetkisi bu konseye verilmelidir.
Konuyla ilgili bir antrparantez açmak istiyorum:

      31 Temmuz 2008 günü başlayan ve hala söndürülemeyen Akdeniz yangınında yaklaşık 10 milyon ağacımızın yok olduğu söylenmektedir..

      Ağaçları salt yangınlarla mı yok ediyoruz?!

      Bilindiği gibi ülkemizde kağıt üretiminin yüzde 97’si ormanlarımızdan sağlanmaktadır. Hiçbir sosyal, siyasal ve ekonomik içeriği olmayan; televole kültürünü içeren haftalık gazete eki ve aylık dergileri baz alalım. Birinci hamur kuşe kağıttan oluşmuş bu sayısız dergilerin kağıtları ithal değil, Dalaman Seka Kağıt Fabrikasından üretilen kağıtlardır. Yani ormanlarımız ürünleridir. Kesinlikle bu kağıtların çürümüş ağaçlardan elde edildiğine inanmıyorum!

      Derginin bir tanesi ortalama 300 gram gelmektedir. Seka verilerine göre 5 metreküp odundan 1 ton kağıt elde edildiğine ve bir ton kağıdın da 17 ağaca eşit 0.0225 hektarlık orman alanı kapladığına göre, yılda bu dergiler aracılığıyla, yani “Televole Yangını” ile ne kadar hektarlık orman alanını yok ettiğimizi hiç düşündük mü!!?? Yangının bu boyutu da, en az rutin orman yangınları kadar tehlikeli olduğunu söylemek isterim.

       Kıyamet tarihi tespit edilmiş(20.04.2009)..

       Bilim adamları 153 yıl önce hayatı felç eden güneş fırtınasının bir benzerinin Kuzey Amerika ve Avrupa'yı 2012 Eylül'ünde vuracağını tespit etti.
       Tüm bunların onarılması 20 yıl kadar sürecek bir yeniden inşa sürecini doğuracak. Bu süreçte 100 bin Avrupalı ve Amerikalı hayatını kaybedecek.

       Bırakın bu kıyamet tarihi masalını. Ne gerek var tarihe:

       Bal gibi  ‘bindirildik bir alamete, gedeyoz kıyamete’



      
Ağzına sağlık Cem Karaca:

       "bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete...
       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete amaneeeyy!

       yol dediğin yol gibi
       ulaşmalı bir yere
       biz dön baba dönelim
       geliyoz aynı yere
       bu döngü kısır döngü
       başı var da sonu yok
       dönüyom dönemiyom
       sonunda bi çıkış yok amaneeeyy!

       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete...
       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete amaneeeyy!

       yerel ve genel seçim
       seçin bakalım seçin
       ki dön baba dönelim
       aynı yere gelelim
       çete çeteye çatmış
       çete çete içinde
       battıh buruna kadar
       cafer getir peçete amaneeeyy!

       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete...
       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete...

       nush ile uslanmam ben
       etmeli beni tekdir
       tekdirden anlamazsam
       artık hakkım kötektir
       eskiden adam gibi
       oturur meze yerdik
       şimdi meze yer gibi
       oturup adam yiyoz gariee...

       'e o zaman siz buna müstehaksınız ulen!
       hep kahve köşesinde üç beş tane başbakan oturuveemişlee. amaneeeyy, vallahülazim biz cihana bedeliz, vaa mı bize yan bakan hee!
       -eee! essah deyyon be hüseyin ağa, hakkaten sence ne oluveecek bu işlee?
       -valla nolcek, olecee bişey yok, geleceez döneceez aynı yere geleceez. ya ben şimdi deyyom ki yaniii, bu essah tütün tütün meselesi, tütün tütün mahsulatı ne olcek? bu yeni gelen hökümet acaba tütün başfiyatlarını yüksek mi tutar alçak mı?
       -ne diyon sen hele hüseyin çavuş!
       -vallahülazim ben ne deyim şimdi? ben bir bilirim onu söylerim. kulak verin sözüne, osman'ının ipinle inmen sakın ha kuyuya.'

       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete
       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete; haydi oynayıverin!

       bindik bi alamete
       gedeyoz kıyamete..."

         "eskiden adam gibi
         oturur meze yerdik
         şimdi meze yer gibi
         oturup adam yiyoz gariee... "


 

                ŞEVKET ÇORBACIOĞLU

        Teknopolitikalar Platformu

        evesbere@mynet.com

0
0
0
Yorum Yaz